Hepimizin kendi hikayelerimizi oluşturmak için hayallerimizle biçtiğimiz dağın eteklerinden tırmanmaya çalışıyoruz. Bu yolda önümüze türlü zorluklar ve zorluklar çıkıyor. Maalesef bizim gerçekleştireceğimiz hikayelere ulaşmak için ayrı zorluklardaki patikalardan geçiyoruz. İlk başta önümüze çıkan ilköğretimi tamamlayıp daha sonra ortaöğretimi kendimizi üniversiteye atmamız gerekiyor. Atmak terminali ürünleri çünkü bir yarışın ortasında bizim rakiplerimiz altında kalıp kolumuzu bölmemizi ve çizginin dağılımını geçirmeye çalışıyoruz. Bu kadar uğraştıktan sonra da o çok sayıda diplomanın tek başına bir işe yaramadığını öğreniyoruz. Aslında burada dağımızı tırmanmaya başlıyoruz. Karşımıza çıkan değerli değerlerimizi kullanarak bizimle beraber aynı diplomaya sahip farklı olmaya çalışıyoruz. Yani aslında yine bir yarışın içerisindeyiz.
Biz tırmandıkça zirveye yaklaştığımızı sanıyoruz ama aslında onun atlatmamız gereken tümseklerden sadece biri olduğunu görüyoruz. Hayat da bu döngü içerisinde devam ediyor. Tam ulaştığımızda tekrar tekrar ulaşamadığımızı görüyoruz ve motivasyonumuzu kırıyoruz. Bu durum o yokuşu daha yavaş ve garip çıkmamamızı sağlıyor. Zaman zaman rakiplerimize bakıp nasıl gittiğimize geldik ya da ben neden orada değilim diye düşünüp kendimizi bu yarışta geriye doğru çekiyoruz. Yarışarak değil de keşke bildiklerimizi paylaşarak öğrenip gelişerek ve hayatla ilgili bildiğimiz şey bir nebze de olsa yarıştan geçerek yardımlaşarak gelebileceğimiz bir yer olsa da. Ama maalesef doğduğumuzdan beri bize biçilen rol bu değil. Bize ilkokuldan beri yarışarak, gelişmeleri izlemenin ilerlememiz gerekli şekilde aşılanıyor. Bu Z kuşağına sahip bir şey mi yoksa bizden önce de sorgulanan bir konursanız ama çözülmezse akran zorbalığının azalmayacağını ve insanların psikolojisinde sadece birini alt ederek zafere ulaşılacağını düşündüğünün daha çok oluşacağını düşünüyorum.
Z KUŞAĞINDAN BİR NOT